>

POPSAV internet sitesi için hazırladığım bu yazıyı sizinle de paylaşmak istedim. Sevgimle...

Eylül Güzel Aydır…

 

Sevgili POPSAV Dostları, kavurucu bir yazın ardından gelen Eylül serinliği sonbaharı müjdeler bize.

 

Ayrıca Eylül ayı Kurtuluş Savaşı zaferleriyle dolu onurlu bir aydır. 13 Eylül 1921 Sakarya Meydan Muhaberesi ve 09 Eylül 1922 İzmir’in kurtuluşu, İstiklal Harbi’nin kaderini tayin eden iki önemli tarihtir.

 

Gazi Mustafa Kemal Paşa, dünya savaş tarihine geçen sözlerini Sakarya’da söylemiştir: “Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır”. Günümüz Türkçesiyle söylersek: “Cephe savunması yoktur, alan savunması vardır ve bu alan tüm vatandır”. Bazı cephelerin düşmesi üzerine askerin umutsuzluğunu silmek için söylenen bu sözler Kurtuluş Savaşı’nın ilkesi haline gelmiş ve Sakarya Meydan Savaşı’yla “makus talihimiz” değişmiştir.

 

Çok gizli ve uzun bir hazırlığın sonunda 26 Ağustos 1922 sabaha karşı 05.30’da yoğun topçu ateşiyle başlayan büyük taarruzu en güzel Nazım Hikmet’in Kuva-i Milliye Destanı anlatır:

 

Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu

Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtırlar ki

Şayak kalpaklı adam

Nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden

Güzel ve rahat günlere inanıyordu

Ve gülen bıyıkları ile duruyordu ki mavzerinin yanında

Birden bire beş adım sağında onu gördü.

Paşalar onun arkasındaydılar.

O saati sordu,

Paşalar : “üç”, dediler.

Sarışın bir kurda benziyordu,

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun başına kadar,

Eğildi, durdu.

Bıraksalar

İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak

Ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak

Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı.

 

30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muhaberesi, 1922 Eylül’ünün ilk günlerinde Ege şehirlerinin birer birer geri alınması ve 09 Eylül de İzmir’in kurtuluşu ile taçlanmıştır.

 

10 Eylül günü İzmir’e giren Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa, Körfezde Kramer Oteli’nin salonunda sivil ve yalnız olarak rakısını yudumlarken, Rum garsona sorar: “sizin Kral Konstantin de rakı içmeye buraya gelir miydi?” Cevap: “Hayır”dır.

“O halde ne diye buraları almaya kalktı ?”

 

İstiklal Harbi’ni biz bugün Kurtuluş Savaşı diye anıyoruz. Oysa, İstiklal kelimesinin tam karşılığı bağımsızlıktır. Bağımsızlık Savaşı diye anmak gerekir. Atatürk hemen her konuşmasında siyasi, mali, ekonomik, adli, askeri, kültürel vs. her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik vurgusu yapmıştır. Bir insan 97 yıldır her defasında bu kadar haklı çıkabilir mi?

 

Güzel bir Eylül geçirmeniz dileğimle…

 

Erol Evgin